27 Eylül 2022 Salı

Abidin Lutfi Demir’le Dünyayı Geziyoruz Gezi Grubuyla Holi Festivalinde Mutlu İnsanlar Ülkesi Nepal Gezisine Davet

  Abidin Lutfi Demir’le Dünyayı Geziyoruz Gezi Grubuyla Holi Festivalinde Mutlu İnsanlar Ülkesi Nepal Gezisine Davet

Değerli Dostlar,

2023 yılının ilk programı belli oldu. 2023 yılında Holi Festivalinde Kutsal Dağlarından akan bereketli ovaları ve görkemli vadileri oluşturan nehirleriyle cennetten bir parça Nepal’e gideceğiz.  Grubumuz 16 kişiden oluşacak. O nedenle lütfen kayıt için acele ediniz.

Nepal’e sevginiz ve tutkunuz büyüyecek bu ziyaret sonrası. Dağlarını yürüyeceğiz, nehirlerinde yüzüp ormanlarında keşfe çıkacağız ve köylerinden geçerken günlük hayata şahitlik edeceğiz. Meditasyon yapacağız. Bu yolculukta yaşayacaklarımız hafızalarımızdan asla silinmeyecek ve anılarımızın en güzel köşesine işlenecek. Nepal’e girer girmez büyük bir kültür şoku yaşayacak ve her sohbetinizde “Nepal’in bambaşka bir yeri vardır bende” diyeceksiniz. Dünyanın en yüksek noktası olan Everest Dağı’nın bulunduğu Nepal’de yükselmek hiç de zor olmayacak. Başlıca hayat felsefeleri Budizm ve Hinduizm olan bu ülkede iç huzurumuz artacak. Nepal dağlarının herhangi bir yerinde meditasyon yaparak kafamızı dinlemekten öte, içsel bir yolculuğa çıkacağız.

Yine mütevazi ülkede mütevazi konaklamalı bir seyahat yapacağız. Gezimiz boyunca 2. 3 ve 6. gün öğle ve akşam yemeklerimiz dahil olacak. Fiyatımız bu nedenle yine kimseyi üzmeyecek. 10 gece 11 günlük programın fiyatı yine eskisi gibi 1385USD olacak(uçak hariç). Programımıza katılmak isteyenlerden ricamız programımızı detaylı olarak inceleyerek tura kayıt olmalarıdır. Nepal ülkeye girişte sadece aşı kartı istemektedir.

Bu seneki ilk Nepal programımızın bir özelliği var. Holi Festivalinde Nepal’de olacağız. Bilirsiniz bahar demek renk demek, enerji demekti. Bu festivalde  festival boyunca ilk kendimizi sonra da “happy holii” diyerek çevremizdeki herkesi rengarenk boyayacağız. Siz de bu festivalin bir parçası olmak istiyorsanız mutlaka bizimle birlikte olun. Umarsızca danslar, sınırsız eğlence ve renk cümbüşü eşliğinde her gezginin yaşaması gereken bu olayı yaşayın.

Uçağı herkes kendisi alacak O nedenle ne kadar erken karar verir ve biletinizi erken alırsanız o kadar karlı olacaksınız. Bileti ister kendiniz alabilir, isterseniz de bizim aracılığımızla temin edebilirsiniz. Bu seyahate en uygun ve ucuz uçuş Fly Dubai olup 25 Şubat gidiş 7 Mart dönüş uçuşunu kısa bir süreliğine 745 USD olarak sabitledik.

Eğer çok lükse düşkün değilseniz beni bu seyahatte yalnız bırakmamanızı ve yaşayacağım güzellikleri benimle paylaşmanızı öneriyorum. Programımıza katılmak isteyenlerden ricamız programımızı detaylı olarak inceleyerek tura kayıt olmalarıdır. Kalacağımız oteller ve tur içeriği aşağıda belirtilmiştir. Nepal’de otel standartlarının düşük olduğunu bilmenizi önemle rica ediyorum..

Ben eminim ki bu gezi hepimize çok çok iyi gelecek.

Bu muhteşem seyahati kaçırmamak için tek yapmanız gereken acele etmektir. Ak Limosa Turizm firmasından Elhan Deniz Melike Abdullahoğlu veya Birol Tüfekçi’yle 535 810 82 28 ve 0 532 612 32 37 numaralı telefonlardan irtibat kurmanızı önemle rica ederim.

Nepal Gezimizin çok kısa sürede dolacağını göz önünde bulundurarak karar vermenizi bir kez daha önemle hatırlatırım. Her zaman olduğu gibi Mutlu İnsanlar Topluluğu Abidin Lutfi Demir'le Dünyayı Geziyoruz Gezi Grubuna gösterdiğiniz ilgi ve güvene teşekkür eder, kayıt için acele etmenizi tavsiye ederim.

Unutmayın ki sizi iyi hissettiren insanlar ve gruplar alışkanlık yapar…

Yürekten Sevgilerimle,

1.Gün-25 Şubat 2023 Cumartesi İstanbul-Doha

Abidin Lutfi Demir’le Dünyayı Geziyoruz Gezi Grubu üyeleriyle İstanbul Havaalanı Dış Hatlar Terminali FlyDubai kontuarları önünde buluşma ve Dubai’ye hareket. Dubai’ye varışımızın ardından aktarmalı uçuşumuz  1 saat sonra. Aktarma sonrası saat 14.00  da Katmandu’ya varış. Nepal’in tek Uluslararası Havalimanı Tribhuvan Havalimanına varışımızın ardından özel aramızla otelimize transferimiz olacak. Otele giriş yaptıktan sonra renkli sokaklardan yürüyerek Yaşayan Tanrıça'nın evine gideceğiz. Hippilik Döneminde Sultan Ahmet’ten kalkan otobüslerin yolculuğunun sona erdiği caddede gezen Sadular’ı,  renkli insanları görecek ve ahşap işlere bayılacağız. Geldiğimiz ülke tam bir fotoğraf cenneti ve sürekli fotoğraf çekeceğiz. Biliyoruz ki hepimiz çok yorgunuz. O nedenle artık dinlenme vakti konaklama otelimizde     

2. Gün – 26 Şubat 2023 Pazar Katmandu-Çitvan

Sabah kahvaltımızdan sonra  Çitwan’a doğru yola çıkacağız. Yaklaşık 6 saat sonra Çitvan’da otelimize giriş yapacağız. Otelimizde alacağımız öğle yemeğinin ardından muhteşem gezimize başlayacağız. Dünya Mirası Listesinde yer alan Çitwan Ulusal Parkında yaban hayatın içerisine gireceğiz. Dünyanın zirvesi Everestler’in eteklerinde, Himalayalar’ın gölgelerine ev sahipliği yapan Nepal için, Çin ve Hindistan arasındaki “ Yer Elması” denmektedir.

İşte bu ruhani ülkede bulunan ve 1984’te Dünya Mirası listesine alınan Chitwal Ulusal Parkında birbirinden farklı kuş, balık ve hayvan türlerine yuva olmasıyla, kuşkusuz hayatınızda yaşayabileceğiniz en güzel ve en ilginç safari deneyimlerinden birini yaşayacağız. Gezeceğimiz Ulusal Park tek boynuzlu Gergedan ve Bengal Kaplanıyla ünlüdür. Eğer çok şanslıysak Bengal kaplanını da göreceğiz. Tabi ki Tharı evlerinin arasından geçip Rapti Nehri kenarından gün batımını izlerken yaşayacağınız coşkuyu şimdiden tahmin etmelisiniz. Akşam yemeğinin ardından serbest zaman ve konaklama otelimizde.
3.  Gün - 27 Şubat 2023 Pazartesi Çitvan

Sabah erken kahvaltı yapıp Çitwan Ulusal Parkı gezimize devam edeceğiz. Timsah dolu Repti Nehirini kanoyla gezip Çitwan Ulusal Parkına giriş yapacağız. Öğlen yemeğimiz için otele dönüp dinleneceğiz. Saat 13.00 da yine orman gezintisine başlayacağız. Otelden  4×4 jeep ile orman gezimiz başlayacak. Geyik, tek boynuzlu gergedan, kaplan cinsleri, ayı, maymunlar… vs hayvanların gölgesi kameramızda olacak. Saat 18.30 gibi otele dönüş yapacağız. Akşam yemeğinden sonra Çitwan’ın özelliği olan Tharı Kültür Gösterisine  tanıklık edeceğiz. Konaklama otelimizde.

4. Gün -  28 Şubat 2023 Salı Cuma Çitvan- Pokhara

Sabah kahvaltısının dan sonra Pokhara’ya doğru yola çıkacağız. Yolculuğumuz muhteşem manzaralar eşliğinde  6-7 saat sürecek. Yemyeşil dağların göbeğinde inşa edilmiş dar yollardan geçeceğiz. Bu yolculuğun sizleri çok etkileyeceğine eminim. Hindistan’a doğru akan nehir kenarından geçerken  dağların tepesinde kurulmuş  köyleri göreceğiz. Saat 15.00 da Pokhara’da olacağız. Sonrasında manzaranıon keyfini çıkarıp dinleneceğiz. Konaklama otellimizde.

5. Gün  - 1 Mart 2023 Çarşamba 2023  Pokhara

Bugün yine muhteşem bir güne uyanacağız. İlk olarak Aşk Şehri Pokhara’da Fewa göl kenarından  Annapurna Dağlarını görmek için Sarangkot Tepesine gideceğiz. Muhteşem manzaralar eşliğinde güne uyanmanın keyfiyle otele dönüp kahvaltı yapacağız. Kahvaltı sonrası Dünya Barış Stupası, Devi's Fall , Gupteşor Mağarası,  Tibetlilerin  Göçmen Kampını göreceğiz. Akşam canlı müzik eşliğinde eğleneceğiz. Konaklama otelimizde.

6. Gün  - 2 Mart 2023 Perşembe Dampus

Nepal seyahatimizin en enteresan günlerinden birisini yaşayacağız. Kahvaltıdan sonra köy yolundayız . Dinlenerek ve ağır bir tempoda yapacağımız 4 saatlik yürüyüş sonucunda Dampus Tepesinde olacağız. Buradan Annapura Sıra Dağlarını ve karlı doruklarını göreceğiz. Bu köyde yaşayacaklarımız ve yapılacak meditasyonla ruhunuz ve bedeninizin coşkusunu şimdiden düşünmenizi ve heyecanlanmanızı rica ediyorum. Konaklama köyde köy evlerinde olacaktır.
7 .Gün - 3 Mart 2023 Cuma Pokhara

Sabah kahvaltıdan sonra 4×4 jeep ile dönüş yolunda olacağız. Annapurna Sıra Dağları, Vadiler, Köyler sizleri çok etkileyecektir. Dağdaki küçük köylerdeki yaşamların yüreklerinize dokunacağınıza ve anılarınızda özel bir yeri olacağına eminim. Lokal halkla kuracağınız iletişim, okullar, çocuklar tarlalarda çalışan Nepal’liler bizlere Nepal’lilerin günlük yaşamına tanıklık etme fırsatı verecek. Akşam Pokharaya dönüş ve serbest zaman.

8. Gün-  4 Mart 2023 Cumartesi Pokhara- Katmandu

Sabah kahvaltısı sonrası Katmandu'ya dönmek için jeep ile dönüş yolculuğuna başlayacağız. Artık hedefimiz Kathmandu. Öğlen yemeğimiz yolda.  Kathmandu’ya varışla hippilerin son noktası olan Thamelin renkli hayatına kavuşacağız. Akşam serbest zaman. Konaklama otelimizde.

9.Gün-  5 Mart 2023 Pazar Katmandu

Sabah kahvaltısından sonradan Budistlerin kutsal yeri Budanata gideceğiz. Bu devasa ve eski Stupa, Nepal'in en benzersiz anıtlarından birisidir. Dünyanın en büyüğü olduğu söylenen ve Tibet’li göçmenlerin evi olarak tanınan stupa ile ilgili çok değişik söylentiler vardır. Dünyanın 4 yönüne bakan Budanın gözleri,  tıklım tıklım sokaklar, sürekli dua eden Tibet’lilerin çok hoşunuza gideceğine eminim. Budanath herkesin hoşuna giden bir huzur mekanıdır. Tabi ki burada Tibet Budizm nedir ?  Manjuşri kimdir ?  Stupanın kapısında olan ceylan neyi ifade eder ? Niravanaya ulaşma başamakları nedir ? Büyük kubbe ne anlamına gelir ? öğreneceğiz. Daha sonra Hinduların en kutsal yeri Paşupatinata gidiyoruz . Buraya “Ölü Yakma  Yeri” denmektedir. Eğer mümkün olursa burada “Ölü Yakma Töreni” ni göreceğiz. Kutsal Bagmati Nehri kıyısına kurulmuş olan yok edici ve yeniden kurucu Şiva- Pasupatinath tapınağı iki katlı altın çatısı ve gümüş kapılarıyla muhteşem Newari mimarisiyle ünlüdür. Bagmati  nehri kenarında ölüler yakılmaktadır. Burada da Şiva kimdir ? Parvati kimdir ? Hindular neden ölü yakarlar ? Sadu kime denir ? Vışnu kimdir ? Bunları öğreneceğiz.
Akşam üstü tepeden şehre bakan Swyambhunat Stupa'ya gideceğiz. Maymunlarla dolu olan bu Stupa’da bayraklar ve dua edenlerin sizleri şaşkına çevireceğine eminim.  Sonrasında otelimize döneceğiz. Sonrasında Rüyalar Bahçesine gideceğiz.  Katmandu'nun kalabalık, gürültülü ve karmaşık atmosferinden sıyrılarak kendimizi bambaşka bir atmosferde bulacağız. Rüyalar Bahçesi adıyla anılan bu ilginç yerde göz alıcı bahçe düzenlemesi ve etrafta gezinen sincapların burayı benzersiz bir huzur köşesi haline getirdiklerini göreceksiniz. Akşam otele dönüş ve konaklama otelimizde.

10. Gün- 6 Mart 2023 Pazartesi Katmandu

Sabah otelde alacağımız kahvaltı sonrası Holi Festivaline katılacağız. Bilirsiniz bahar demek renk demek, enerji demektir. Bu festivalde  festival boyunca ilk kendimizi sonra da “happy holii” diyerek çevremizdeki herkesi rengarenk boyayacağız. Hep beraber bu festivalin bir parçası olacağız. Umarsızca danslar ederek  sınırsız eğlence ve renk cümbüşü eşliğinde her gezginin yaşaması gereken bu olayı yaşayacağız.Konaklama otelimizde.

11. Gün – 7 Mart 2023 Salı Katmandu-Dubai-İstanbul

Sabah kahvaltısının ardından dönüş için havaalanına transfer olacağız. Fly Dubai Havayollarıyla Dubai’ye hareket ve varış. Daha sonra yapılacak aktarmayla Dubai’den İstanbul’a hareket edeceğiz. İstanbul’a varış ve turumuzun sonu.


   1385 USD(Uçak Hariç)

 

Ödeme Planı(Seyahat İçin)

Kayıt Anında                                                 185 USD

28 Ekim 2022 tarihine kadar        200 USD

Kasım sonuna kadar                         250 USD

Aralık sonuna kadar                                    250 USD

Ocak 2023 sonuna kadar               250 USD

15 Şubat 2023 tarihine kadar      Kalan Tutar

 

Ödeme Planı(Uçak İçin)

Kayıt Anında                                       45 USD

28 Ekim 2022 tarihine kadar          50 USD

Kasım sonuna kadar                        50 USD

Aralık sonuna kadar                                    150 USD

Ocak 2023 sonuna kadar               250 USD

15 Şubat 2023 tarihine kadar      Kalan Tutar

 

 

Dahil Olan Hizmetler

-      9 gece (Katmandu’da Apsara Boutique veya benzeri Otelde, Çitwan’da  Maruny Lodge veya benzeri Otelde, Pokhara’da  Barahi Otel veya benzeri Otelde) oda kahvaltı konaklama.
-      1 gece köyde konaklama.( Kalacağımız köyde yıldızlı otel bulunmamaktadır. Kalacağımız yer temiz bir yer olup  sadedir.)
-       Her turlu transfer özel klimalı  araçla yapılacaktır.
-      2,3 ve 6. Gün öğle ve akşam yemekleri(Çitvan ve Köydeki yemekler)
-      Çitwan’da kano, jeep , orman gezi giriş ücreti ve yemekler
-      Türkçe rehberlik
-       Gezi boyunca su ve meyve ikramı
-      Köye giderken kullanılacak 4x4 jeepler.
-      Seyahat Sigortası

Dahil Olmayan Hizmetler
-      İstanbul/Katmandu/İstanbul uçak ücreti(Turun açıklandığı tarih itibarıyla 745 USD- Yemeksiz 20 kg bagaj- 7 kg kabin bagaj hakkı bulunmaktadır- Uçak yolculuğunda yemek talebiniz varsa lütfen belirtiniz. Parkur başına yemek ücreti şu an için 10 USD dir )
-      Yurt dışı çıkış harcı
-      2,3 ve 6. Gün haricindeki öğle ve akşam yemekleri(Nepal’de tercih edeceğiniz yemeklere göre günlük yemek ücreti 10-15 USD gibi hesaplanmalıdır)
-      Bahşişler (120 Usd olup ödenmesi mecburidir)
-      Nepal Vizesi(Kapıda alınmaktadır ve şu an itibarıyla 30 Usd dir)
-      Tapınak Giriş ücretleri (yaklaşık 50$)
-      Kişisel harcamalar

ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
SEVGİLİ DOSTUMUZ AŞAĞIDA YER ALAN AÇIKLAMALARI DİKKATLE OKUMANIZI VE TURUMUZA BU AÇIKLAMALARI OKUDUKTAN VE KABUL ETTİKTEN SONRA KAYIT OLMANIZI ÖNEMLE RİCA EDERİZ. TURA İLK ÖDEMEYİ YAPMANIZ AŞAĞIDA YAZILI ŞARTLARI KABUL ETTİĞİNİZ ANLAMINA GELMEKTEDİR. O NEDENLE DİKKATLE OKUMANIZI YENİDEN ÖNERİRİM.
-      TUR ŞİRKETİ İLE YAPILAN ANLAŞMA GEREĞİNCE BU TURUMUZ EN AZ 6 KATILIMCI İLE GERÇEKLEŞECEKTİR. BU SAYININ ALTINDA KALINMASI HALİNDE TUR ŞİRKETİNİN TURU İPTAL ETME HAKKI BULUNMAKTADIR. TURA KAYIT OLDUĞU HALDE GEÇERLİ BİR MAZERETİ(KENDİSİNİN VEYA 1. DERECE YAKINININ BELGELENEBİLİR VE BU SEYAHATE KATILIMINA ENGEL BİR SAĞLIK SORUNU VEYA ÖLÜM DURUMU) OLMAKSIZIN TUR KAYDINI İPTAL ETMEK İSTEYENLERİN ÖDEMELERİ İADE EDİLMEMEKTEDİR.
-      SİZDEN ÇOK ÖNCEDEN BU GEZİYE KARAR VERMENİZİ İSTİYORUZ. HAYATIMIZIN HER ZAMAN PLANLADIĞIMIZ GİBİ GİTMEDİĞİNİ DE BİLİYORUZ. SAĞLIK SORUNUYLA İLGİLİ OLARAK GEZİYE KATILAMAMA DURUMUNDA ÖDEMENİZİN OLABİLECEK EN FAZLA KISMI SİZE İADE EDİLECEKTİR. ANCAK BU İPTALİN ACENTAYI DA ZARARA SOKMAMASI GEREKİR. ADINIZA ACENTA TARAFINDAN OTELLERE VE DEĞİŞİK ULAŞIM FİRMALARINA(UÇAK-GEMİ-TREN-OTOBÜS-FERİBOT v.b) DEPOZİT ÖDENMEKTEDİR. ACENTANIN ALAMAYACAĞI KISIM HARİÇ DİĞER KISMI SİZE İADE EDECEĞİNE EMİN OLMANIZI İSTİYORUM. DAHA ÖNCEKİ GEZİLERİMİZE KATILANLAR NE DEMEK İSTEDİĞİMİZİ VE KİMSENİN MAĞDURİYETİNE NEDEN OLMADIĞIMIZI BİLİRLER.
-      SİZLERDEN YUKARIDA YER ALAN TUR PROGRAMINI VE SONUNDAKİ AÇIKLAMALARI DİKKATLE OKUMANIZI VE TURUMUZA BU AÇIKLAMALARI OKUDUKTAN VE KABUL ETTİKTEN SONRA KAYIT OLMANIZI ÖNEMLE RİCA EDERİZ. TURA İLK ÖDEMEYİ YAPMANIZ AŞAĞIDA YAZILI ŞARTLARI KABUL ETTİĞİNİZ ANLAMINA GELMEKTEDİR.
-      1- Turlarımızın tamamı karşılıklı iyi niyet ve güven esasına dayalı olarak yürütülmekle birlikte aşağıdaki hususları dikkatle okumanızı dileriz. Tura kayıt olurken tur bedelinin ne şekilde ödeneceği sizlere bildirilmiştir. Ödeme tarihlerine dikkat etmenizi ve son ödeme gününe kadar ödeme yapmanızı önemle rica ederiz. Tur bedelinin tura 35 gün kalaya kadar ödenmesi gerekmektedir. Tura 35 gün kalaya kadar ödeme tamamlanmaz ise rezervasyonunuz ihbarsız olarak iptal edilecektir. Bu durumda % 35 cayma tazminatı size fatura edilecektir. Tura kayıt olurken tur şirketi size Seyahat Sağlık Sigortası yapacaktır. Lütfen sigorta poliçenizi okuyup sigorta kapsamında nelerin olduğunu dikkatli olarak okuyunuz. Bu sigorta sizin seyahat başlamadan ve başladıktan sonra seyahati zorunlu da olsa iptaliniz ile ilgili bir teminatı kapsamamaktadır.
-      2- Tur şirketi programın içeriğini bozmadan şehirlerin program içerisindeki sırasını değiştirebilir. Tur programımızda belirtilen panoramik şehir turları veya çevre turları herhangi bir müze / kale / saray v.b. girişi veya ören yeri girişi içermez.
-      3- Tur kalkmadan 3 gün önce lütfen tur kalkış saatini, buluşma yeri ve saatini büromuzdan teyit ediniz. Otellere check-in saati öğlen 12.00 ile 14.00 arasıdır.
-      4- Uçak yolculuğu esnasında her yolcunun kabin içine 36 cm (yükseklik) x 23 cm (en) x 56 cm (boy) ebatlarında bir parça eşya alma hakkı vardır. Bu seyahat esnasında kişi başına valiz hakkı maksimum 20 kg ile sınırlıdır.
-      5- Bu tur için yanınızda 1 adet yağmurluk, en az 2 çift rahat yürüyebileceğiniz ayakkabı, kalın bir kazak veya hırka mutlaka bulundurunuz.
-      6- Lütfen seyahatiniz esnasında özellikle ülkeye girişte yanınızda açık yiyecek bulundurmayınız. Aksi takdirde gümrük görevlilerinin kurallar çerçevesinde parasal bir müeyyide uygulama hakkı söz konusu olacaktır.
-      7- Havayollarının yapacağı grev ve fors majör ( deprem, iç savaş, terör alarmı, doğal afet. Vb.) diye adlandırılan durumlar yüzünden gerçekleşecek olan bir uçuş iptalinden acentemiz kesinlikle sorumlu değildir.
-      8- İç veya dış hat uçuşlarda, uçağın sizlere dağıttığı yerleri önceden ayarlamak acentemizin inisiyatifinde değildir.
-      9- Bu programa rezervasyon yaptıracağınız zaman pasaportunuzda yazılı olan isminizi açık olarak kayıt görevlisine pasaport numaranız, pasaport alış tarihiniz ve temdit süreniz ile birlikte lütfen bildiriniz. Havalimanında check-in esnasında isimden kaynaklanan herhangi bir problem de tur şirketi ve görevlileri kesinlikle sorumlu değildir.
-      10-Seyahatiniz esnasında yapacağınız alışverişlerden ve sonrasında aldığınız ürünlerle ilgili olabilecek şikâyetlerden acentemiz, yerel rehberimiz ve Türk rehber arkadaşımız kesinlikle sorumlu değildir.
-      11- Uçağa biniş kartını aldıktan sonra zamanında biniş kapısında olmamanız nedeniyle uçağa alınmamanız ve bu nedenle turu kaçırmanızdan dolayı tur şirketi ve rehberimizin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.Keza aynı şekilde buluşma gün ve saatinde buluşma yerinde olmamanız ve uçağı kaçırmanızdan da tur şirketi ve rehberimizin sorumluluğu bulunmamaktadır
12- Kalacağımız oteller ve tur içeriği yukarıda belirtilmiştir. Nepal’de otel standartları düşüktür. Tura katılanlar kayıt anında tüm koşulları kabul etmiş sayılırlar.


 

 

10 Nisan 2020 Cuma

ÇOK YAKINDA...

DEĞERLİ DOSTLARIM,
YENİ SEYAHAT ANILARIMLA ÇOK YAKINDA ARANIZDA OLACAĞIM.
BEKLEMEDE KALMANIZI ÖNERİYORUM...

13 Ocak 2014 Pazartesi

YERYÜZÜNÜN EN GENÇ ÜLKESİ KOSOVA…

Balkanların ve dünyanın en yeni ülkesi olarak 17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kosova, 1999 yılında Sırp saldırıları nedeniyle Birleşmiş Milletler kontrolüne girip bağımsızlığının ilanına kadar Birleşmiş Milletler korumasında yaşayan bir ülkedir.

Antik dönemde, Dardania olarak anılan Kosova’nın bulunduğu bölge, İlkçağdan itibaren istilalara uğramış, jeopolitik açıdan ticaret yollarının birleştiği merkez bölgelerden birisi olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra, Doğu Roma İmparatorluğu’na bağlanan Kosova Orta Çağ’da Alanlar, Hunlar, Vizigotlar, Bulgarlar, Avarlar, Slavlar gibi çeşitli kavimler tarafından istila edilmiştir.

Kosova bölgesinde, 13. yüzyılda Sırplarla Arnavutlar arasında önemli mücadeleler yaşanırken, Osmanlıların Kosova’ya ilk taarruzu 1388’de, I. Murat’ın emriyle gerçekleştirilmiş,  I. Murat’ın şehit düştüğü 1389 Kosova Savaşı’nda, Sırp Kralı Lazar’ın öncülüğünde Osmanlı’ya karşı oluşturulan müttefik kuvvetler  yenilmiş ve bu şekilde Osmanlı Balkanlara kalıcı olarak yerleşmeye başlamıştır. Bu olayın en önemli sonuçlarından birisi de Sırp Krallığı’nın Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmesidir.

Fetret devrinde (1402-1413) bir süre Osmanlı nüfuzundan çıkan Kosova, 1439 Semendire’nin zaptıyla tekrar Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Sırplarla yapılan İkinci Kosova Savaşıyla (1448), Osmanlı hâkimiyeti güçlenirken, Fatih Sultan Mehmet’in seferleriyle Kosova’nın tamamı Osmanlı egemenliğine girmiştir (1455).

17. yüzyılın başında kuzeyde Bosna, güneyde Rumeli eyaletinin sınırları içerisinde yer alan, 1683 Viyana Bozgunuyla, 1690’a kadar  Avusturya’nın elinde kalan Kosova bölgesi, 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başlarında İşkodra Valisi Mahmut Paşa’nın girişimleri neticesi,  Osmanlı Devletinin merkezi otoritesinin kontrolünden çıkma sürecine girmiştir.

Tanzimat ve Islahat fermanlarında, idarî açıdan  bir takım yeni haklar tanınan Kosova, 93 Harbinden önce merkezi Sofya olmak üzere, Niş ve Priştine yöresini içine alan Kosova Vilayeti şekline dönüştürülmüştür. Savaş sonrası vilayet merkezi Priştine olurken, Ayastefanos ve bu antlaşmayı düzenleyen Berlin Antlaşması ile Osmanlı egemenliği ciddi şekilde yara almıştır. Kosova Vilayeti, Balkan Savaşlarından sonra, Londra Antlaşması  (30 Mayıs 1913) ile Sırbistan’a bırakılırken, burada nüfusun çoğunluğunu, Üsküp Sancağının güneydoğu yönünde Müslüman Türkler ve Bulgarlar, Yenipazar tarafında Arnavut ve Boşnaklar, Taşlıca Sancağı’nda tamamen Boşnaklar, Pirizren, İpek ve Priştine ile Üsküp Sancağı’nın kuzey ve batı taraflarında ise Arnavutlar oluşturuyordu.

I. Dünya Savaşından sonra Krallık Yugoslavya’sı kurulurken, 1919-41 yılları arasında çok sayıda Müslüman,  bölgeden göç ettirilmiş, buraya Ortodoks Sırp, Katolik Hırvat ve Slovenler getirilmiştir. 1938’de Yugoslavya Krallığı ile yapılan anlaşma gereğince, 1944 yılına kadar, Türkler ve Arnavutlar başta olmak üzere, diğer Müslüman nüfus Türkiye’ye göç ettirilmiştir. 1941’de Faşist İtalya ile işbirliği içinde olan Arnavutluk’un kontrolüne giren Kosova’nın bir kısmı, Hitler Almanya’sı tarafından işgal edilmiş ve Sırplara teslim edilmiştir.

1945’te Kosova, Yugoslavya tarafından Sırbistan Cumhuriyeti içinde özerk bölge olarak tanınırken, anlaşmalar çerçevesinde ya da bir kısmı baskıdan kaçarak, 1953-67 yılları arasında 400 bin civarı Kosovalı Müslüman Anadolu’ya gelmiştir.  1968 Priştine Kosova Öğrenci Gençlik Birliği Hareketi’nin girişimiyle, Yugoslavya sınırları içinde kalmak şartıyla Kosova Cumhuriyetinin ilanı talebinde bulunulmuştur. Sırpların baskısına maruz kalan bu hareket, girişimlerinin ilk meyvesini, 1974’te almış ve Kosova kendi anayasasına kavuşmuştur.

Kosova’da, 1989’a kadar karışıklıklar yaşanmıştır. 1980’de Tito’nun ölümünden sonra Sırbistan Cumhuriyeti iktidarı, Sırp milliyetçileri, Slobodan Miloseviç önderliğinde, “Büyük Sırbistan İdeali” ile Kosova’da büyük baskı ve zulümler gerçekleştirmişlerdir. 1989’da Kosova’nın özerkliği kaldırılırken, ülke 1990’da Sırbistan tarafından işgal edilmiştir. Kosova Meclisi, 7 Eylül 1990’da Kosova Cumhuriyeti Anayasa’sını ilan etmiştir.

15 Ocak 1999’daki Sırp katliamından sonra Avrupa Birliği ekseninde yapılan görüşmelerden olumlu sonuç alınamamış ve Sırplar Kosova’da tam bir katliam yapmışlardır.

24 Mart 1999’da NATO’nun askeri harekâtı sonucunda Sırplarla 10 Haziran 1999’da yapılan Kumanova Antlaşması ve Birleşmiş Milletlerin kararı doğrultusunda; Kosova’nın sivil idaresi Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenliği ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT), askeri idare ise NATO’nun kuruluşu KFOR’a bırakılmıştır.
2008’de bağımsızlığını kazanan Kosova Cumhuriyetini ilk olarak Kosta Rika, ikinci olarak ABD ve daha sonra ise Türkiye Cumhuriyeti, Arnavutluk, İngiltere ve Afganistan tanımıştır. Bu bağımsızlığı tanımayacağını ilan eden ülkeler ise Yunanistan, Güney Kıbrıs Cumhuriyeti, Sırbistan ve Rusya'dır. Bu ülkelere göre burası hâlen Sırbistan´a bağlı özerk bir bölgedir.

Peki, Kosova’nın önemi nereden kaynaklanmaktadır? Esasında Balkan topraklarının tamamı tarih boyunca tüm medeniyetlerin ilgi odağıdır. Avrupa’daki emperyalist devletler Asya, Akdeniz ve Afrika’nın, zenginliklerine ulaşabilmek ve güvenliklerini garanti altında tutmak için Balkanlarda kanlı savaşlara neden olmuşlardır. Zira Balkanlar’da hâkimiyet sağlamak demek Akdeniz, Kuzey Afrika, Kızıl Deniz ve Hint Okyanusundan geçen ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetin tamamlayıcısı olmak demektir. Bölge tarih öncesinde de insanlığın geçiş yolları üzerinde olması nedeniyle büyük öneme sahipti. Roma, Büyük İskender, Bizans gibi büyük imparatorlukların pek çoğunun çıkış yeri ve dünya hâkimiyetlerini sağlamadaki en önemli noktası Balkanlardır.

Kosova coğrafi konumu nedeniyle Balkanların en merkezi noktasını teşkil etmektedir. Tarihte bu noktaya hâkim olan medeniyet Asya ile Avrupa arasındaki bağlantı noktasını kontrol edebilmiştir.

Kosovalı Türk gazeteci Şerafettin Ömer 1991 yılında Priştine’de basılan Tan Gazetesi’nde şöyle yazmıştır. “Havasından mıdır suyundan mıdır pek bilinmez, buranın insanlarının inat sürdürmede üzerine yoktur alimallah. Büyük bir olasılıkla dik kafalılığı hiç kimseye kaptırmayız. Politika yapması gereken birinci adamlarımızda bu huy sıkça görülmektedir. Bu güzelim ülkenin Arap saçına dönüştürülmesinde ve burada yaşayan ulus ile azınlıkların nerde ise birbirlerine girmesinde inat denilen faktörün aslan payı vardır.”

Halkının yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşadığı ve Avrupa’nın en yoksul ülkesi olan Kosova hakkındaki bu genel bilgilerden sonra biraz da ülkenin gezilecek, görülecek yerlerinden bahsedelim.

Kosova ve çevresinde nereye giderseniz gidin bozulmamış bir doğa görürsünüz.  Buna karşın özellikle kentlerde savaşın yıkımı dolayısıyla kültürel mirasın büyük bir kısmı yok olmuş durumdadır. Kosova’nın en tarihi kenti olan Prizen’de, Osmanlı etkisini çok fazla olarak görmek mümkündür. Bistrica Nehri kıyısında dolaşmanın ve tarihi Bistrica Köprüsü’nü seyretmenin keyfine doyum olmaz. Köprünün hemen yakınında bulunan ve Balkanlar’ın en yüksek minareli camisi olan Sinan Paşa Camii’ni gezmenizi ve yanında bulunan Şadırvan Meydanında çay, kahve molası vermenizi öneriyorum.

Şadırvan Meydanı’ndan kolayca görüp ulaşabileceğiniz Eski Kale kalıntıları fotoğraf makineniz için güzel kareler oluşturacaktır. Osmanlı Hamamı ve Lzeviska Katedrali’ni de mutlaka görmelisiniz.

Kosova’nın başkenti Piriştina savaş sırasında büyük bir yıkım yaşamasına karşın Fatih Sultan Mehmet adına 1460 yılında yapılan cami, 1470 yılından kalan Lap Camii, 1834 yapımı Yaşar Paşa Camii ve Büyük Hamam halen ayakta kalmayı başarmıştır. Bu yapılar Osmanlı mimarisinin kentte görülebilecek en önemli örneklerdir. Gracanica Manastırı da kentin önemli bir Hıristiyan yapısıdır. Germia Park’ta oturmanın ve etrafı gözlemlemenin keyfi bir başkadır.

Piriştina yakınlarındaki Gora köyleri Balkan atmosferini en iyi yaşayacağınız yerlerdir. Bu köylerin dar sokakları, evleri ve yeşilliği her gezginin görmesi gereken yerlerler. Buralarda at ile dolaşmanın keyfine de doyum olmadığını bilmenizi isterim.

Kosova’da farklı isimlerle köfte ve börek çeşitlerini bulabilirsiniz. Esasında Balkanlardaki en lezzetli köfte ve böreği burada yiyebilirsiniz. Arnavut mutfağından bir tür börek olan Fliya’yı tatmanızı öneririm. Kosova’ya özgü şerbetli hamur tatlısı olan Sut Pite’yi denemeden sofradan kalkmamalısınız. Yemekten sonra istemeseniz de kahve gelecektir.Kosova’da Osmanlı döneminden kalma 359 vakıf eseri bulunduğu ifade edilmektedir. Bu eserlerin 215’i cami ve mescit, 15’i medrese, 26’sı mektep, 24’ü tekke, 42’si han, 9’u hamam, 11’i köprü, 9’u türbe, 2’si imaret, 1’i kale, 1’ i çeşme ve 4’ü saat kulesidir. Sırplar tarafından yıkılmış ya da zarar görmüş bu eserlerin bir kısmı TİKA tarafından restore edilmiş ve bir kısmı da edilmeye devam etmektedir.

THY ve Pegasus’un ucuz uçuşları ile gidebileceğiniz ve her gezginin görmesi gereken ülkelerden biri olan Kosova’da otel fiyatlarının da oldukça uygun olduğunu belirterek yazımızı noktalayalım. 

27 Aralık 2013 Cuma

HAYATI ERTELEMEYİNİZ...

Gençliğinde hayatı erteleyip yaşlanınca “neden geç kaldım” telaşına kapılmak ortak bir zaafımızdır. Bu durumun genlerle bile ilişkisi olabilir. Bu “tarihsel-evrimsel hata,” yalnızca “hayatı ertelemek” veya “güzel şeyleri ıskalamak” ile kalsa iyi. Çoğumuzun bu zaafına, “hayata sınırlar koymak” da dahildir.

Çok şükür ki “hayatı sorgulamak” gibi iyi bir yanımız var. Horatius’un bir şiirinde geçen “carpe diem” öğüdü de bu sorgulamanın ürünü. “Günü yakala, zamanın tadını çıkar, gününü gün et” gibi bir anlamı var. Kısacası “ertelemek” sık kullandığımız bir sığınma, yok sayma ya da kendini iyi hissetme tarzı, bu konuda dikkatli olmakta fayda var.

Bu hatayı yapıyorsanız makul ölçülerde kalmaya çalışın. Bunu “hayatınızın yanlışı” haline getirip “hoş ve güzel zaman”ları ıskalamayın. Yoksa siz hiç farkına varmadan hayat monotonlaşır. Anlamını yitirip sizden uzaklaşır, kıvamını ve ayarını kaybeder. Bu “kıvam-ayar bozukluğu” zamanla size de yansır. Ve işte o zaman işiniz zordur. Anlam veremediğiniz birtakım sancılar, sıkıntılar, bunaltılar yaşamaya başlarsınız. Sonrası gelsin uyku kaçmaları, bel-sırt ağrıları, gitsin el-ayak uyuşmaları, yorgunluk, bitkinlik, çarpıntı atakları.

Bu türden yanlışları son zamanlarda ben de yapmaya başlamıştım ki New York Times’ta John Tierney’in yazdığı makale (Minik kutularda makalenin bazı bölümlerini okuyabilirsiniz) aklımı başıma getirdi. John Tierney makalesinde, “Anı yaşayın, hayatı ertelemeyin, keyfi, coşkuyu sakın ıskalamayın” diyordu. Hem de bilimsel bazı bulgulara, haklı gözlemlere dayanarak.

John Tierney’in makalesinde canımı fena halde sıkan, yüreğimi bunaltıp başımı ağrıtan bir bölüm var. O bölümü size mutlaka aktarmalıyım: “Pazarlama profesörleri Suzanne B. Shu ve Ayelet Gneezy’nin yaptığı bir araştırmaya göre Chicago, Dallas ve Londra’ya taşınan insanlar bu şehirlerde geçirdikleri ilk yılda, iki haftalık geziler için bu kentlere gelen turistlerden daha az sayıda yere gidiyor.” Bu satırları okuyunca, “Amerikalı hocalar beni mi anlatıyor” diye düşündüm. Nedeni şu: Ankara’dan İstanbul’a geleli beş yıl oldu. Hâlâ Topkapı ve Yerebatan Sarayı’nı veya Ayasofya ve Sultanahmet Camilerini gezebilmiş değilim. Daha sonra vaktim olur, nasıl olsa bol bol dolaşırım deyip Fener’e, Balat’a gidemedim. Rejans’ta oturup bir şeyler içme, bir pazar sabahı eşim Mihriban’la Belgrat ormanlarında yürüme hevesim hâlâ içimde saklı, ileride(!) bir gün gerçekleştirilmek üzere…

Dr. Shu’ya göre insanlar –bazen farkına bile varmadan- herhangi bir amaca aşırı şekilde odaklanabiliyor, başka her şeyi gözden kaçırabiliyor. Ve maalesef “en büyük tehlikenin kullanamadıkları hediye çekleri veya seyahat millerinin süresinin geçmesi ihtimali” olduğunu bilmiyor.

Sizi bilmem ama ben son zamanlarda tam da Tierney’in yazdığı yanlışları yaptığımdan eminim. Son yıllarda, “Hayatı erteleme ve zamanı ıskalama” konusunda neredeyse ustalık mertebesine yükseldim. Önerim şu: Geliriniz, eğitiminiz, hayata bakışınız, değer yargılarınız ne olursa olsun, nerede, nasıl ne şekilde yaşarsanız yaşayın, hayatın içinde size iyi gelecek yüzlerce güzellik, binlerce hoşluk ve kucak dolusu keyif var, iyilik var, dostluk var. Hayatınıza yeni değerler katmayı, halinizden memnun olmayı, mevcutla yetinip şükretmeyi, “küçük de güzeldir” diyebilmeyi, “az çoktur”u içinize sindirebilmeyi, inançla zenginleşmeyi lütfen ihmal etmeyin. Kendiniz için küçük hoşluklar, sürprizler yaratmayı, çevrenizdekileri iyi duygular içinde bırakmayı ertelemeyin. “Yarını boş verin” demiyorum ama “anı yaşamayı” sakın ihmal etmeyin. Ben öyle yapacağım, haberiniz olsun.

Sevgili okur, yeni yıl yeni bir başlangıç yapmanın zamanıdır. Eğer böyle bir niyetiniz varsa bugün hemen, şimdi harekete geçin ve haftaya “anı yaşamayı öğrenmem lazım” diyerek başlayın. Bundan sonra her anın, her dostun, her doğru ve yanlışın, her dokunuşun, nefesin, lokmanın, adınızı her duymanın, yeni ve güzel bir şeyin farkına varmanın tadını çıkarmakta kararlı olun. Şimdiye kadar nasıl da fark edemediğinize şaşırıp “Allah kahretsin” diye kızmanın, yaşadığınız şehrin, az ya da çok kazandığınız paranın, hayata attığınız –iyi veya kötü- her türden imzanın ve sizin olan, adına hayat denen sonsuzlukla birleşip size ulaşan somut, soyut her şeyin keyfini sürmeye bakın. Çünkü “iyi hayat”ın en büyük düşmanı anı yaşamayı bırakıp “geleceği aramak,” neticede de erteleme hastalığına tutulmaktır. Hemen harekete geçin bol bol seyahat edin. Dünyayı keşfedin. 

Küçük ve kısa bir yol haritası

Eğer 2014 yılını değişim yılı ilan etmeye karar verdiyseniz kendinize bir iyilik daha yapın. “İnceldiği yerden kopsun” demeyi bir yana bırakın, dörtdörtlük bir “yaşam değişikliği programı” hazırlayın. Bu programın dört ayağı olsun: Doğru beslenme, düzenli aktivite, iyi uyku ve stres yönetimi ve seyahat. Beslenme konusunu abartıp zorlaştırmayın. Gözlemlerimiz, halkımızın gelen olarak fazlaca yağ-tuz-şeker tükettiğini gösteriyor. Özellikle, ekmekle çok fazla beyaz un, meşrubatlarla, çayla çok fazla şeker tüketiyoruz. Ben sadece bu üç beyazı (un, şeker, tuz) ve yağı azaltmakla bile önemli bir mesafe alabileceğinizi garanti ederim. Yağ seçiminde dikkatli davranın. İlk tercihiniz zeytinyağı olsun. Aktivite konusunu da fazla büyütmeyin. Daha çok yürüyün, merdiven tırmanın, fırsat buldukça eşinizle, arkadaşlarınızla dolaşın. Ama bunu her gün değilse bile hafta üç-dört kez yapmaya çalışın. Uykunuzu hiçbir sabotajcıya kurban etmeyin. Erken yatın erken kalkın. Uyku sorununuz varsa nedenlerini araştırın ve çözün. Stres yönetimine gelince, bence işin en zor ve problemli noktalarından biri hatta birincisi budur. Çünkü stres tepkisine yol açan uyaranlar ve dozları her gün biraz daha artıyor. Bunun için stresten kurtulma stratejileri öğrenin ve kendinize uyarlayın. Bu konuda pek çok örnek bulabilirsiniz. Biraz okuyup araştırmanız yetecektir. Anlatmak istediğim şu: Bu dört basit değişimi hayata geçirdikçe sadece daha sağlıklı olup daha az hastalanmakla kalmayacak hayatın size daha çok keyif verdiğinin farkına varacaksınız. Dünyayı keşfetmek ve sağlığınız yerinizdeyken gezmek çok önem vereceğiniz bir konu olmalıdır.

John Tierney’ye kulak vermenin tam zamanı “Anı yaşamanın bir yolu da kendinize ‘süre sınırlaması’ koymaktır. Kendinizi şımartacağınız özel bir zamanı beklemektense, fırsatı siz yaratın. ‘Sideaway’ adlı filmde 1961 ürünü bir şişe ‘Cheval Blanc’ şarabını neredeyse bozulacak kadar uzun bir süre saklayan Miles’a verilen tavsiyeyi anımsayın. Miles şarabı açmak için özel bir an beklediğini söyleyince arkadaşı Maya şöyle der: “1961 ürünü bir cheval blancı açtığın gün özel bir gündür.”

*“Gal Zauberman ve John G. Lynch’in ‘kaynak boşluğu’ diye adlandırdığı şeyi doğru dürüst hesaplayamayız. Davranışsal ekonomistler ‘gelecekte ne kadar ek para ve zamanlar olacağı’ sorulduğunda, insanların ‘paranın az’ olacağını söyleyerek gerçekçi bir tahmin yaptıkları halde mucizevî biçimde ‘boş zamanlarının çok olacağını’ umduklarını keşfetti. Bu yüzden önümüzdeki yıla dair bir taahhüde girme –örneğin bir konuşma yapmaya söz verme- ihtimaliniz daha fazladır. Oysa aynı işi önümüzdeki ay yapmamız istenseydi reddederdik. Hayali bir –iyi- geleceğe kafayı takıp hazzı ertelemeye bir kez başlayınca bu yerleşik bir davranış haline geliyor. Sakladığınız değerli şarabı açmayı erteledikçe şişeyi açacağınız anın çok daha önemli olmasını istiyorsunuz.” (New York Times)

Osman Müftüoğlu

Bu güzel yazıdan sonra bende diyorum ki; lütfen hayatınızı ertelemeyin ve Abidin Lutfi Demir'le Dünyayı keşfedin.

GERÇEK GEZGİNLER

Aşağıdaki yazı da internetten alınmış olup yazarı bilinmemektedir. Bu nedenle de adını belirtemiyorum. Yazanın ellerine sağlık diyerek aşağıda yazıyı sunuyorum.

Kimi insanlar vardır işleri gerekçesi ile dünyayı dolaşırlar, kimileri dünyanın dört bir yanında konferanslara katılırlar,bazıları aile ziyaretleri için seyahat edenler ve bazı kişilerde tatil için seyahat ederler fakat bunların hiçbiri gerçek anlamda seyahat sayılmaz. Yola çıkmak için yola çıkmaktır, evden ayrılmaktır seyahat ,gezgin olmak bambaşkadır.

Bir gezinin gerçekleşmesi için, bir araya gelmesi gereken dört faktör vardır. Para, zaman, sağlık,ve istek… “İstek” bence en önemlisi! Sağlığı yerinde iken yola düşmeli insan. Çok fazla paraya da ihtiyacı yok aslında. Yola çıkan herkes bir şekilde geri döner. 

Hayallerinizi biran önce gerçekleştirin,ertelemeyin. Hayatın kendisi zaten bir yolculuk değil mi ?
Gezgin, kendi serüveninin kahramanıdır ,bilgi taşıyıcıdır ,Gezgin doğayı sever,barışcıldır.

Gezgin bulunduğu ortamı tanımak ister. Gezgin farklı dillerden,dinlerden geleneklerden,şarkılardan,danslardan,ritüellerden,sokak oyunlarından ve mektup kültüründen zevk alır.Gezgin , kertenkele gibi güneşe karşı yatmaktan,içki masasında sarhoşları dinlemekten,lüks bir lokantada uzun uzun yemek yemekten hoşlanmaz. Gezgin kentlerin arka sokaklarında dolaşır.Gezgin gerekirse peynir ekmek yer ,parkta yatar,otostop bile yapar.

Gezgin bakar,görür,anlar,öğrenir,öğretir ve yolların çağrısına uyar.Mütavazidir ,gittiği ülkelerin kokusunu,kültürünü,insanlarını,değerlerini kendisine katmayı bilir. Gezgin ,dertlerinden ve monoton bir hayatın getirdiği tüm sıkıntılardan uzaktır. Gezgin serüveni sever ,birbirine benzeyen ruhsuz beton binalardan,birbirine bitişik sıvasız evlerden hoşlanmaz.

Gezgin ,insanların birbirine yakın olduğu ‘mahalle kültürü’nü sever. Gezi sırasında gazete okumaz ,televizyon seyretmez ,apayrı bir “gezi dünyasına” dalar. Gezgin oteldeki oda numaralarını hep karıştırır ,sürekli pabuç eskitir ,kopya kültüründen hoşlanmaz,renkli kültüre sahip çıkar. Gezgin yola çıkmak için her fırsatı değerlendirir. İyi bir yürüyüşçüdür.Gezgin çünki bir kenti anlamanın ve yaşamanın en iyi yolunun yürümekten geçtiğinin bilincindedir.İnsan farkı ancak yürürken anlar.Ayakları sızlayana kadar dolaşır,yorgunluktan bazen bir otobüsün köşesinde,bazen bir motorun kuytusunda uyuklasa bile… 

Gezgin, pahalı giysiler yerine ,yöreye özgün hatıra eşyaları satın almayı tercih eder. Gezgin lüks bir otelin havuz başında oturmak yerine ,kentin kenar mahallelerinde dolaşmayı yeğler. Çünki bir kentin ya da bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısı, lüks otellerin havuz başında görülmez.

Bir “dünya vatandaşı”dır gezgin. Tüm dünya insanlarına ,uygarlıklarına ve kültürlerine ,hiçbir ayrım yapmadan ,ön yargısız yaklaşır. İnsanlarına ırk,din,dil,cinsiyet ve milliyet kalıplarının dışımda “insan” olarak bakmayı bilir. Kendi kültüründen olmayan insanların geleneklerini ,kültürlerini , dünyalarını anlamaya çalışır. Gezgin için yabancı ülke yoktur, gittiği yerlerde yabancı olan kendisidir .

GEZMEK BİR YAŞAM BİÇİMİDİR...

Aşağıda okuyacağınız yazı internetten alıntıdır. Yazarını bulamadığım için isim zikredemiyorum. Yazanın eline ve yüreğine sağlık diyerek yazıyı sunuyorum. 

Yeni yerler ,yeni insanlar görüp tanımak insanın ufkunu genişletir, yaşamını renklendirir. Gezmek ,bilgi ve görgü artırmak ve gözlem yapmak demektir.Geziler yaşama açılan pencerelerdir. İnsan gezdikçe ülkesini ,dünyasını daha iyi kavrar ve dünya sanki küçülür. Gezmek,görmek ve yazmak,bilgi ve görgüyü de içinde barındırır.Gezgin kaşiftir biryerde. Korumasızlık ,korku ve heyecan geziyi dahada zevkli yapar. Seyahat bir çeşit “ibadettir” ve insanı olgunlaştırır. Bazen programsız ve süprizlerle dolu olmasıda ayrı bir zevktir. Geziler bazen uzun ve sıkıcı olabilir ,zorluklar çıkabilir ,hastalıklar ve daha akla gelmeyen birsürü olumsuzluklar yaşanabilir.Ama geriye dönünce ,tüm bunlar sadece birer hoş anı olur.

Gezmek kişinin vizyonunu ,hoşgörüsünü ,üretkenliğini artıran bir okul gibidir.Gezen kişi ,kendisini,yaşamı,dünyayı,diğerlerinden daha detaylı kavrar.Bu sayede kendi çizgisini çok daha belirgin ve tutarlı çizer.Yaşamın içine karışmış küçük detayları ve bu detaylarda saklanan mutluluğu yakalar.

Bu da gezgini daha mutlu,çevresine karşı sevgi dolu ,kendisiyle ve çevresiyle barışık ,kendine güvenen daha başarılı ve üretken yapar.Unutmayın , güzellikler hep uzaktadır ve ayrıca her ülkede keşfedilmek ister.Zanzibarın dar sokaklarında kaybolmak ,Alaska’nın muhteşem doğası ile Himalayaların muazzam boyutlarına hayran olmak ,Hindistan'da bir otelin tavanındaki böcekler ile beraber uyumak Kamboçya'da,Afrika'da bambaşka kültürlerden gelen yerli halklarla iletişim kurmak bir gezgin için unutulmaz tecrübelerdir.Aslında gezginler birer barış köprüsüdürler.

Bu duyguları yaşayan sıradan bir insan bile bir daha asla eskisi gibi olamaz. Çünki artık çok renkli ve zengin bir dünyanın kapılarını aralamışlardır. Bundan sonra hep daha fazlasını görmek ve öğrenmek ister. Bu tecrübeler hem kişiliği geliştirir hem de kişinin dünya üzerindeki konumunun anlamasına yardımcı olur.

Gezen kişi, yaşadığı ilginç ve sıra dışı tecrübeler sayesinde, kendini topluma ve bütün dünyaya karşı sorumlu hisseder. Gezgin gezdiği yerleri nasıl hatırlayacak? Hem sonra gezdiğini nasıl ispatlayacak? eh birazcıkta hava atacak tabii, bunların hepsi fotoğraflarla olacak, gezgin gittiği her yerde her an fotoğraf çekimine hazırlıklı olmalıdır, hiçbir anı kaçırmamalıdır. Gezmek, geniş bir vizyon sağlar, hayatı tanıma sürecidir.Yurtdışında her şey “öteki” olur.

• Gezmek, öğrenmek, dinlenmek, yaşama katlanmak ve dünyayı içimize sığdırmaktır.

• Gezmek, yalnız kalmak ve kendini bulmaktır.

• Gezmek, başlaması kolay ama bitirmesi zor bir aşktır.

• Gezmek bir arayıştır, zenginliktir, dünyayı anlama isteğidir.

• Gezmek harita kullanma zevkidir, pasaport eksiltmektir, kendi içimize doğru bir yolculuktur.

• Gezmek, kaybolmak ve yepyeni bir coğrafyada tekrar uyanmaktır.

• Gezmek, geçmişi sevmek ve eski kültüre sahip çıkmakır. 

Bir şairin de dediği gibi, gezgin insan flörte benzer. Her zaman gittiği yeri sever fakat daima ayrılmak zorundadır.

(İnternetten alıntıdır)


25 Haziran 2013 Salı

“KIVRIMLI SU” MOSKOVA…

Rusya Federasyonunun başkenti olan Moskova’nın sözcük anlamının “Kıvrımlı Su” olduğunu biliyor muydunuz? Moskova sözcüğü iki sözcükten oluşmaktadır. Mosk ve Va. Bu iki sözcükte Rusça’ya Fince’den alınmıştır ve “Mosk” kıvrımlı, “Va” ise su demektir.

Moskova denilince ilk akla gelen hem Çarlık Rusya'sının hem de S.S.C.B'nin toplumsal ve siyasi tarihinde büyük önemi olan Kızıl Meydan'dayız.Rusça'da "Kızıl" ın karşılığı olan "krasyana" sözcüğü eskiden "güzel" anlamına gelirdi. Bu nedenle de bu Meydan eskiden "Güzel Meydan" anlamındaydı.

(Meraklısına Not:15.yüzyılda Kremlin'in duvarları tamamlandıktan hemen sonra yapılan Kızıl Meydan, tarih boyunca idamlara, gösterilere, geçit törenlerine ve mitinglere sahne olmuştur. Eskiden, kentin merkezindeki en büyük pazar alanı olan meydan, Moskova'yı Rusya'nın belli başlı kentlerine bağlayan yolların kavşağıydı. Meydan, değişik zamanlarda konutlar, kiliseler, bir halk tiyatrosu ve bir basımevi yer almış. Moskova'nın ilk halk kütüphanesi ile üniversitesi de burada kurulmuştur.XVI. yüzyıl'da meydan, Kurtarıcı ve Svyatoy Nikolay kapılarıönünde, üzerinde köprüler kurulan bir hendekle Kremlin'den ayrılıyordu. Meydanın güneyinde, bir demir parmaklıkla çevrili taştan bir tribün (Lobnoye Mesto) yükseliyor, çarın ukazları buradan ilan ediliyor ve ölüm cezaları burada yerine getiriliyordu. Meydanı Kremlin'den ayıran hendek 1812'de kapatılmıştır.

1930'da Kızıl Meydan'ın taşları yenilendi ve 1818'de Minin ve Pojarski için meydanın ortasına dikilmiş olan anıt, geçit törenlerini ve gösterileri engellememesi için Vasili Blajenni Katedrali'nin önüne taşındı.Sovyetler Birliği döneminde her yıl 1 Mayıs ve 7 Kasım'da (Ekim Devrimi) düzenlenen geçit törenleri, Kızıl Meydan'daki en önemli kutlamalardı.

Kremlin ve Kızıl Meydan 1990 yılında 13.yüzyıldan beri Rusya tarihiyle olan güçlü bağları nedeniyle UNESCO Dünya Mirasları Listesine girdi. 2008 yılında, Sovyetler Birliği'nin (SSCB) yıkılışından beri ilk kez, SSCB'nin 2. Dünya Savaşında Nazi Almanya’ sına karşı kazandığı tarihi zaferin yıldönümü olan Zafer Günü törenlerinde ağır askeri araçlar geçit törenlerine katıldı.2010 yılındaki törenlerde Rus ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi ülkelerin yanı sıra ilk defa NATO’dan Amerikan, İngiliz ve Fransız askerleri de Kızıl Meydan’daki kutlamalara katıldı.

Kremlin'in hemen doğusunda, Moskova Nehrinin kuzeyinde yaklaşık 73,000 m²'lik bir alanı kaplar. 1875-81 arasında yapılan Devlet Tarih Müzesi meydanın kuzey ucunda bulunmaktadır. Güney uçta ise, 1554-60 arasında yapılmış Vasili Blajenni Katedrali yer alır. Doğu yakasında, Rusların Riyadıy adıyla adlandırdıkları ticaret galerileri vardı. 1953'te, bu galerilerin yeniden düzenlenmesinden sonra Devlet Satış Mağazaları (GUM) açılmıştır. Lenin'in 1930'da tamamlanan anıtmezarı ise batısında, hemen Kremlin'in duvarı önündedir. Lenin'in anıt mezarının yakınındaki öbür mezarlar da Kremlin duvarı boyunca uzanır).

Yıllarca, 1 Mayıs ve 7 Kasımlarda S.S.C.B’nin büyük törenlerinin yapıldığı Kızıl Meydandayız. Bu Meydanda bulunan ve Stalin tarafından yıkıldıktan sonra 1990 yılında yeniden inşa edilen “Diriliş Kapısı”ve “Küçük Kazan Katedrali”’nin heybeti karşısında şaşkınız. Kızıl Meydan da Pavarotti,Paul Mc Cartney, Plasido Domingo, Postropoviç gibi ünlülerin konser verdiklerini bildiğim için Meydanın her taşına basmak istiyorum.

Meydanın sonuna doğru yürüyorum karşıma muhteşem heybetiyle “Aziz Vasili Katedrali” çıkıyor.Bu Katedralin günde yaklaşık 2500 kişi tarafından ziyaret edildiğini öğreniyorum. Soğana benzeyen ve haçlarının alt kısmında küçük çentik bulunan kilisenin içerisinde sıra yok ve kadınlar içeriye başlarını örterek içeri girebiliyorlar. 8 adet soğan kulesinin uzunlukları birbirinden farklı ve birbirlerinden değişik. En yüksek kubbesinin tepesinin altın kaplamalı olduğu dikkatimi çekiyor.

Kızıl Meydanda yürümeye devam ediyorum. Bu kez Lenin’in Mozolesi önündeyim. 1930 yılında Mimar Aleksandr Sçusev’ in projesine göre kızıl ve siyah renkli ural granitlerinden yapılan alçak bir piramit şeklinde olan ve ölümünden 56 gün sonra mumyalanan Sovyetler Birliğinin kurucusunun mumyasının mumyasının bulunduğu Mozolenin üstünde Rus Devlet Başkanlarının resmi geçitlerde bulundukları kürsü var.

Kızıl Meydan’da gezmeye devam ediyorum. Bu kez “Devlet Satış Mağazaları”nın bulunduğu GUM Mağazasını görüyorum. Burası alışverişseverler için adeta bir Mabet.Gum’un içerisinden arkasındaki caddeye geçiyorum. Kitai Gorod adıyla anılan bölge dar cadde ve yapılardan oluşuyor. Etrafta cafe ve restoranlar bulunuyor. Kızıl Meydan ile Menege Meydanı arasında bulunan Devlet Tarih Müzesine geliyorum. Burası şehrin en eski müzelerinden birisi. Müzede Moskova’nın gelişimini ve tarihinin tüm detaylarını görmek mümkün. Müzede Mamutlardan, günümüze kadar ki dönemlere ait 5,5 milyon obje sergileniyor. Madeni paralar, kostümler, eski araçlar, silahlar ve çeşitli süs eşyalarına hayran kalmamak mümkün değil. Müzeden çıktığınızda S.S.C.B’nde yaşamış halkların geçirdikleri evrim hakkında geniş bilgi sahibi oluyoruz.

Moskova’nın turistik sokağı Arbat’a doğru yola çıkıyoruz. Sokak üzerinde hediyelik eşya tezgâhlarından hediyelik eşyalar alıp karnımızıdoyuruyoruz. Moskova’daki en eski sokaklardan birisinde yürümenin keyfi anlatılmaz elbette. Arbat Sokağının 53 numarası önünde bir Müze dikkatimi çekiyor. Burası Puşkin’in 3 ay yaşadığı bir ev ve şu an Müzeye dönüştürülmüş.Sokak boyunca Sanat Galerileri, hediyelik eşya mağazaları var. Yol boyunca müzik yapanlar ve sokak sanatçılarını görüyorum.

Şimdi sırada dünyaca ünlü Bolşov Tiyatrosu var. Dünyaca ünlü opera ve bale topluluklarını barındıran Bolsov Tiyatrosu binası Rus neoklasisizminin en güzel örneklerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. 8 kolonlu binanın üzerinde Sanat Tanrısı Apollo var. Binadan içeriye girdiğimizde kırmızı kadife kumaşlar ve altın renkli dev avizelere hayran kalıyoruz.

Rus Sanat kolleksiyoncusu Pavel Tretyakov’un 2000 adet seçkin eserinin bulunduğu Tretyakov Galerisini görmemiz gerektiğinden acele ederek meydandan ayrılıyoruz. 11. ve 20. yüzyıl arasında yaşamış dünya çapında ünlü Rus sanat ikonlarının eserlerini ve devrim öncesi zamana ait geleneksel Rus sanat formlarının en muhteşem örneklerini görüyoruz. Grafik, resim ve heykeller karşısında büyüleniyoruz(Meraklısına Not: Moskova’daki en göze çarpan sanat müzelerinden biri özel koleksiyonunun büyük bir kısmını şehre bağışlayan sanatın zengin hamilerinden Pavel Tretyakov tarafından kurulmuştur. Tretyakov Müzesi ülkenin tüm tarihi eserlerine ev sahipliği yapan ve 130.000’in üzerinde eserin sergilendiği bir müze olup ülkenin en önemli sanat mabetlerindendir. Tüccar Tretyakov’un 1892 yılında kendi kolleksiyonu olan 2000’e yakın tablo ve heykeli Moskova şehrine bağıslamış ve bunun sonucunda da müze faaliyete geçmiştir. Lavrusinkiy ve Krymskiy Val olarak 2 ana binadan oluşan müzede, 18. ve 19.yüzyılın ilk yarısına ait ender ikonalara, zamanın mülki amirlerinin portrelerine ve Rus ressamlarının eşsiz tablolarına Lavrusinkiy binasinda rastlayabilirsiniz. Bu binada yarıca 19.yy ikinci yarısına ait büyük bir realizm dönemi koleksiyonu vardır. Krymskiy Val binasında ise 20. yüzyılda Rus ressamları tabloları sanatseverlerin gösterime sunulmuştur. Rus güzel sanatlarının sergilendiği milli müzede Andrey Rublev’in“İkona”sı, “İsa’nın İnsanlara Görünüşü” adlı muazzam yapıt, İlya Repin’in“Korkunç İvan ve Oğlu İvan” adlı tablosu, Surikov’un eserleri, Maleviç, Podçenko, Larionov, Gonçarov vb. sanatçıların avangart tabloları yer almaktadır).

Müze çıkışı yürüyerek Kurtarıcı İsa Katedraline gidiyoruz. 1931 yılında savaş nedeniyle bombalanan ve savaşın ardından yeniden inşa edilmeye başlanan, tamamlanması 2000 yılında biten ve 360 milyon Amerikan Dolar harcanan altın kubbeli Kurtarıcı İsa Katedralinin dünyadanın en uzun Ortodoks kilisesi olduğunu öğreniyorum.

1912 yılında Profesör Ivan Tsvetaev önderliğinde hayırsever milyoner Yuriy Nechaev Maltsov finansörlüğünde, zamanın ünlü mimarı Roman Klein tarafından inşa edilmiş olan Pushkin Müzesindeyim.Puşkin Müzesinin Londra’daki British Müzesi’ne birçok eski heykelin alçıdan kalıplarıyla dünya medeniyetlerinden bir kesit sunması yönüyle birbirine benzediğini öğreniyorum. Müzede tüm önemli Batı dönemi sanatından ünlü ressamlar var. Claude Monet,Paul Cézanne,ve Pablo Picasso’nun eserlerini görüyorum. Bu müzeye Rusya’nın sanat mabedi dersem yanlış söylememiş olurum. Meraklısına Not: Müze 1912 yılında Mimar

R.Klein tarafından tasarlanmış ve Moskova Üniversitesi Profesörlerinden İ.Tsvetaev tarafından açılmıştır. Rus hayırsever Y.Nechanev-Maltsev ve halkın bağışladığı eserler bir araya getirilerek kurulan ve 1937 yılında Şair A.Puşkin’in adı verilen Müzede batı dönemi sanatından ünlü ressamların (Boticelli, Tiepolo, Poussin, Vatto, Bouche, Corot, Monet, Renoir, Cezanne, Van Gogh, Gougin, Mattise ve Picasso’nun) eserleri bulunmaktadır. Müze ayrıca Londra’daki British Müzesi’ne de birçok eski heykelin alçıdan kalıplarıyla dünya medeniyetlerinden bir kesit sunması yönüyle benzer. Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nde Çanakkale’den Almanya’ya kaçırılmış,savaş ganimeti olarak Rusların eline geçmiş, 1998’de sergilenmeye başlanan Truva Hazinesi de bulunmaktadır).

Şimdi sırada Novodevichy Manastırı ziyareti bulunuyor. Manastırı Biz Türkler “Nazım’ın Mezarı” olarak biliyoruz. Bu Manastırın içinde bulunan ünlü mezarlıkta Nazım Hikmet, Anton Chekhov, Nickolai Gogol, Konstantine Stanislavski, Nikita Khrushchev, Raisa Gorbachev ve Boris Yeltsin gibi ünlü kişilerin mezarlarını görüyorum. Mezarlık adeta bir “Açık Hava Müzesi ” Gelinlikleriyle çok sayıda gelinin Manastır’da dua ettiğine tanıklık ediyoruz. Biraz ileride bir Park fark ediyoruz. Burası Moskova’nın en meşhur parkı Gorki Park.

Tekrar merkeze dönüyorum. 15’nci yüzyıldan bugüne kadar bozulmadan gelen Kremlin’deyim.Alexander Bahçelerinin yanında bulunan ve Kremlin Kulelerinin en yükseği olan “Kutsal Üçleme (Aziz Nikoloas) Kulesi”nden içeriye giriyorum. Kule 80 metre.Surlardan içeri giriyorum. Kalenin kuzeyinde sarı duvarları, yeşil çatıları, beyaz süslemeleri ve güzelce boyanmış yapıları ile dikkati çeken Tophane , kubbeli çatısı ile öne çıkan Senato ve günümüzde Rusya Hükümetinin çalışmalarını yürüttüğü Yüksek Sovyet Prezidyumu var.

Karşıma Kongre Sarayı çıkıyor.(Meraklısına Not: Beyaz mermer ve cam kullanılarak, 1961 yılında yapılan geçmişte Komünist Parti toplantılarının yapıldığı Sarayda 6000 koltuklu Oditoryum bulunmaktadır. Günümüzde burada “Halk Temsilcileri Kongresi”toplanmaktadır. Ayrıca, burası konser salonu ve opera sahnesi olarak da kullanılmaktadır.

Projesini Konstantin Tan’ın çizdiği, 1849 yılında inşa edilen, içerisinde imparator ailesine ait odalarn, muhteşem mobilyalarla döşeli kabul salonlarının, kristal ve porselen ev eşyalarının bulunduğu Kremlin Sarayındayım. Sarayın en önemli salonu olan Georgiyev’de Devlet Başkanı’nın devlet nişanlarını verdiğini ve halen kabullerin yapıldığını öğreniyorum. Senato Binasının karşısında bulunan “Çar Topu”’nu görerek Katedral Meydanına geliyorum. Burası Kremlin’in en eski olan bölümü Rus mimarisinin en önemli yapılarından bir tanesi. 5 gümüş kubbesi bulunan On İki Havari Katedrali ve Patrik Sarayını görüyorum.

Meydanın tam ortasında bulunan Meryem’in Göğe ÇıkışKatedrali boyanmış yarım daire şeklinde çatıları ve 5 altın kubbesiyle karşıma çıkıyor(Meraklısına Not: 1475-1479 yılları arasında Bolonya’lı İtalyan mimar“Aristotele Fioravantito” tarafından yapılmıştır. En ünlü eser İkonostasis üzerinde bulunan ünlü “Vladimir’in Kutsal Bakiresi”dir). Katedralin arkasında tek kubbeli küçük beyaz Emanet Cüppe Kilisesi bulunuyor. Biraz ileride ise 11 altın kubbeli yapı dikkatimizi çekiyor. Burası ziyarete kapalı olan “Terem Sarayı”. Yine ziyarete kapalı olan Fasetalı Sarayını görüyorum. Sarayın fark edilmemesi mümkün değil zira sarayın sol tarafında 9 adet altın kubbeli Meryem’e Müjde Katedrali bulunuyor. Burası Çarların vaftiz ve evlilik törenlerinin yapıldığı bir Katedral ve içerisinde ünlü ressam Andrey Rublyov ile hocası Yunanlı Tehophanes’in yaptığı paha biçilmez ikonların bulunduğu, büyüleyici bir ikonostatis bulunmakta. Çarların Meryem’e Müjde Katedralinde vaftiz edildiklerini, Meryem’in Göğe Çıkışı Katedralinde taç giydiklerini ve öldüklerinde Baş Melek Katedraline gömüldüklerini öğreniyorum. Katedral meydanı üzerinde Büyük İvan Çan Kulesi’ne ulaşıyorum. Bir zamanlar Rusya’nın en yüksek binası olan kulenin altından yapılma soğan kubbesi oldukça etkileyici. Büyük İvan Çan Kulesinde bulunan 21 çanın en büyüğü olan 64 ton ağırlığındaki bu çanın “Çar Çan”ı olarak isimlendirildiğini ve Londra’nın 13.5 tonluk “Big Ben”inden çok büyük olduğunu öğreniyorum.

Katedral meydanının sonunda bulunan ve ziyarete kapalı olan Büyük Kremlin Sarayına geliyorum. Devlet Silahhanesine doğru yolumu çeviriyorum. Burası ismi gibi silahların bulunduğu bir yer değil. İçeride Rusların geçmişine ait belgeler ile İncil’ler bulunuyor. İki kat dokuz salondan oluşan binanın üst katında altın ve değerli gümüşten çok değerli eşyalar ile silah ve zırhlar bulunuyor. Alt katta ise giyim eşyaları, halılar, at arabaları bulunuyor.

Sarayın çıkışında Alexander Bahçelerinde buluyoruz kendimizi. Bahçenin keyfini çıkarıyoruz. Bahçenin kuzeyinde bulunan “Meçhul Asker Anıtı” önüne geliyoruz. Anıtın üzerinde “Adın bilinmez, yaptıkların ölümsüz” yazıyor. Moskova’lıların evlenirlerken anıta çiçek bıraktıklarını ve sönmeyen ateşin yanında fotoğraf çektirdiklerini öğreniyorum.

Moskova’yı keşfi bitiriyoruz. Elbette bu keşifte kullandığımız Metro ve Metro İstasyonları ayrı bir başlık olacak.